



The reasonable man adapts himself to the world; the unreasonable one persists in trying to adapt the world to himself. Therefore, all progress depends on the unreasonable man.
O kırmızı ayakkabılarıyla ülkemizde bir döneme damgasını vurmuştu. Ondan gaza gelip de kırmızı halı saha ayakkabısı alan nice genç vardır. 2000ler de Kadıköy'e gelecek yıldızların bir habercisiydi sanki o 90 ların sonunda. Fenerbahçe Galatasaray'ı Sami Yen' de 4-0 la hezimete uğratırkenki oyunu duygulandırır hala bazı bünyeleri. "Ne çakmıştı frikikten" derler abiler. Yanılmıyorsam "maçları Eurosport'ta yayınlanan bir ülkede oynamak istiyorum" diyerek ayrılmıştı Türkiye'den. Onun üzerine yıllarca Premier Lig' de oynadı.
Chicagolu lar senatörlerinin Demokrat Parti başkan adayı olmasından ve piyangodan çıkan 1. sıra draft hakkından oldukça memnun gözüküyorlar. Derrick Rose kadrolarına iyi bir takviye olacaktır kanımca. Fotoğrafta görüldüğü gibi takımdaki revizyonu Obama'nın seçim sloganı ile harmanlayıp 7. şampiyonluğu kovalayacaklar önümüzdeki yıllarda.
1. Round
Fazla sürpriz olmadı diyebiliriz bu draftta. İlk 2 sıra tam da beklenildiği gibiydi. Bizim için önemli yanı Ömer Aşık ve Semih Erden'in seçilmiş olması tabii. Portland tarafından 2. raundda 6. sırada seçilen Ömer Aşık'ın haklarının Chicago'ya devredildiğini de belirtelim.
*Evet kısa tatil sona erdi ve Ankara'ya dönmüş bulunmaktayım. Çabuk geçen tatillerden nefret ederim, bu da öyle oldu.
*Sinema demişken, bu sinemanın olduğu Oasis alışveriş merkezi hayatımda gördüğüm en karışık yerlerden biri. 5 yıl orda yaşasam yine istediğim yeri bulmak için bir saat dönerim. Nasıl bir yer orası öyle?
*Trabzonspor transfer şova devam ediyor. Song'u da kadrolarına kattılar. Bu sene ya batıracaklar ya coşacaklar bence. Ortası olmaz gibi.





Ölüm grubunda canlı kalmamış oldu bu maçla. İspanyollar yılların intikamını almayı başardılar. Aslında turnuvanın en sıkıcı maçlarından biriydi. İki takım da aman gol yemeyelim zihniyetinde olduğu için defans güvenliği ön plandaydı. Arada bir Silva tehlikeli yoklamalar yapsa da iki takım da birbirine fazla üstünlük sağlayamadı diyebiliriz. Zaten maçın böyle geçeceğini az çok herkes tahmin edebiliyordu. Bütün sene leblebi gibi gol atan Toni turnuvayı golsüz kapatmış oldu. Şanssızdı desek yersiz olmaz. Gattuso ve Pirlo'nun cezaları İtalya'yı çok etkilemiş. Romalılara bel bağladırlar; ama onlarda vasatı aşamadılar. Penaltılarda İtalya ne yapar eder alır bu maçı diyordum ama Casillas izin vermedi. Buffon sadece 1 penaltıda doğru yöne uçarken Casillas hepsinde doğru köşedeydi. İkisini de kurtardı nitekim. Kahramandır artık.






Bu ne ilginç turnuvaymış kardeşim. 3. çeyrek final maçında da grup birincisi evine döndü. Bugün İtalya İspanya'yı yollarsa evine çok ilginç bir durum oluşacak. Bu maç üzerinde öncelikle Arshavin' den bahsetmek lazım. İlk iki maçta cezası nedeniyle yoktu, 3. maçla başladı turnuvaya. Ancak öyle böyle bir 3. maç değil. O maçı ve Rusya'nın performansını gördükten sonra Rusya Hollanda' ya problem çıkarır demeyen var mıdır? Hollanda elbette bir adım öndeydi ama olaya Guus Hiddink faktörü de eklenince portakalların tedirgin olması doğaldı.. Hiddink sihirbaz gibi adam. Son 5 büyük turnuva da da takımlarını gruptan çıkarmayı başarmış. Hiçbiri de dev ülkeler değil. Öğrencisi Van Basten'i de mat etti zaten dün. Arshavin ve Pavlyuchenko turnuva sonrası transferin en gözde isimleri olacaktır kuşkusuz. Özellikle Arshavin. Dün yine nefis oynadı. Biraz gerçekçi olma zamanı. Şimdi yarı finaldeki iki sürprize bakın. Biri sadece son dakika golleriyle buraya gelen ne oynadığı futbolun güzelliğiyle ne de başka bir şeyle sadece balıyla öne çıkan Türkiye, diğeri bu müthiş Rusya. İnsanlara Türkiye'nin nesinin sempatik geldiğini anlamıyorum açıkçası. 4 sene önceki Yunanistan'ın savunma yapamayan versiyonu ama bir şekilde burada. Diğer taraftan Rusya gümbür gümbür geliyor.
Bu turnuvanın iki ev sahibi Avusturya da İsviçre de gruptan çıkamayınca Guardian kim Avrupa şampiyonaları tarihin en kötü ev sahibiydi dosyasını açmış. Bu turnuvaya kadar tarihte en kötü performansı sergilemiş ev sahibi Euro 2000' de bizim de bulunduğumuz grupta sadece 3 puan alarak turnuvaya veda eden Belçika' ydı. Nitekim bu sene İsviçre 3 Avusturya 1 puan aldı. Herkes Avusturya 'nın bunu haketmediğini söylesede tarih bir kere yazmış oldu Avusturya'yı en başarısız ev sahibi diye. 1980-2000 arası oynanan turnuvalardaki bütün ev sahipleri en az yarı final görmüşler diye de belirtiyor Guardian. Tabii bunda o dönemlerde turnuvanın sadece güçlü futbol ekollerine sahip ülkelerde yapılmış olmasının da katkısı var. Burada değinilen bir diğer takım ise 1976 nın ev sahibi Yugoslavya. O turnuvada yarı finale çıkmayı başaran Yugoslavlar önce Almanya'dan, daha sonra da 3.lük maçında Hollanda'dan 4 tane yemişler. Biraz buruk bir son olmuş.





Elemelerde Polonya'nın altında kalmış olan Portekiz'i bizim maçta izleyen "bunlar kupayı alır hacı" demişti. Çek Cumhuriyeti'ni de zar zor olsa da yenmeyi başaran Portekiz' in karşısına gerçekten sağlam bir takım çıktı mı peki? Hayır. Taa ki dün akşama kadar. Çok yetenekli ama bir o kadar da kırılgan ve narin oyunculardan oluşan bu takımın Panzerler karşısında zayıf kalacağı ortadaydı zaten. Burada Löw'ün Gomez hatasından dönmüş olması çok önemli. Podolski ve Klose'den oluşan ikili gayet iyi çalışırken Gomez bozmuştu oraları ilk maçlarda. Nitekim Gomez olmayınca Podolski öne çekildi ve Schweinsteiger 11 başladı. Maçın en etkili ismiydi bu civciv kafa. İlk yarı Almanya 2-0 a kadar çok etkiliydi. Ondan sonra yarıyı böyle bitirelim oyununa geçince yediler bir tane . 2.yarı ise doğru dürüst atakları yok. Pozisyon da vermediler gerçi Portekiz'e. Nani oyuna hareketlilik getirmese 2. golün geleceği yoktu. Ballack'ın pozisyonu ilk başta bana faul gibi gelmedi. Bir daha baktık. Faulmuş.