1 Ağustos 2008 Cuma

Sold Out

17 Temmuz' u 18'ine bağlayan gece yani diğer bir deyişle büyük merakle beklenen Batman'in yeni filmi Dark Knight'ın Amerika'da ilk defa görücüye çıkacağı gece hangi sinemaya baksam aynı yazıyla karşılaştım: Sold Out. Neyse artık başka bir gün deyip 21'i pazartesi hem de Imax salonunun olduğu bir sinemada biletimi aldım. Pazartesi gün ortası ne kadar dolu olabilir ki? Dev gibi Imax salonunun %98 doluydu desek abartmış olmayız herhalde. Açılış gecesi, açılış günü, açılış haftasonu, açılış haftası, 200 milyona en çabuk ulaşan film vb. rekorları başka şekilde açıklayamazsın zaten. Acaba tüm zamanların en çok gişe yapan filmi olabilecek mi?

Filme gelince tek kelime ile harika. Bu film süper kahraman filmlerini başka bir boyuta taşıyor adeta. Iron Man ve X-Men 2 bu kategorideki favorilerimdi ama Dark Knight adeta "dağılın lan" diyerek girdi ortama. Süper kahraman'ı geç ustaca işlenmiş bir suç filmi adeta bu. Senaryo çok iyi oyuncular desen Christian Bale zaten adamım. Gary Oldman, Michael Caine, Morgan Freeman desen zaten hep oldukları gibi harikalar. Aaron Eckhart Harvey Dent rolünde kesinlikle sırıtmıyor ve tabii ki Heath Ledger ve Joker. Oyunculuk müthiş anlayacağınız. Efendim bu saatten sonra Jack Nicholson'ın Jokeri diye bir şey kalmamıştır. Ledger olayı bambaşka bir hale sokmuş. İlk filmde abuk bir palyaço gibi gözüken Joker burada adeta gerçek kimliğine bürünmüş. Psikopat, sapık, korkutucu bir ucube. Sinema tarihine geçecek bir karakter adeta. Oscar konusunda önü açık gibi. Söylendiği gibi Heath'in ölümünün gişeye bu denli katkı yaptığına inanmıyorum ben. Elbet bir katkısı var ama o kadar değil. En azından ölümü yüzünden demek bu efsanevi performansa hakaret oluyor. Christopher Nolan' dan da bahsetmemek olmaz. Benim gözümde favorim Scorsese' nin bir altında yer alır zaten. Nolan'ın Batman'i ele alışını Tim Burton'ın kinden daha çok beğendiğimi söyleyebilirim Keza Christian Bale de Michael Keaton'dan çok daha iyi bir Bruce Wayne bence. Batman'in iç çatışmaları ve suça bakışı çok iyi işlenmiş. Joker'in yaralarını nasıl aldığını farklı şekillerde anlatması aslında olayı Alfred'in film içinde söylediği bir repliğe getiriyor. "Some men aren't looking for anything logical. They can't be bought, bullied, reasoned or negotiated with. Some men just want to watch the world burn." Joker'in psikopatlığı da tek bir nedenden gelmiyor bu nedenle. "Ben asla plan yapmam" diyerek de bu işi sadece zevk için yaptığını söylemeye çalışıyor bir anlamda.

Filmin kesinlikle ortalamanın çok üstünde olduğu konusunda herkes hemfikir zaten. Tartışmaya yol açan konu malum Imdb listesi. Ben zaten gelmiş geçmiş en iyi film diye düşünmem bu listeyi. Öyle düşünürsen zaten işin içinden çıkamazsın. Herkesin kendine göre bir en iyi film anlayışı vardır. Kimine Godfather türündeki filmler hitab etmez, kimine Star Wars tarzı klasik olmuş bilim kurgular hitab etmezi kimi Coen'leri beğenmez (favorilerim içindedirler :). Mesela ben de Burton ve Tarantino filmlerini sevmem. Dolayısıyla en iyi film yerine en beğenilen film olarak ele alınsa bu listedeki 1. lik bu kadar tartışmaya gerek kalmaz.Bir de Joker'i çıkar film şöyle oluyor bik bik diyenlere odunla girişmek istediğimi söylemek zorundayım. Kardeşim böyle bir eleştiri olabilir mi? Çıkaralım o zaman Fight Club'dan Brad Pitt'i, Goodfellas' dan Robert De Niro' yu, Godfather'dan Brando'yu öyle değerlendirelim o filmleri. Öyle iş mi olur?

Peki o listeyi en iyi filmler sıralaması olarak düşünürsek bu filmin tarihin en iyi filmi olduğunu söyleyebilir miyiz? Bence hayır. Benim hayatımda izlediğim en iyi film bile değil (Shawshank Redemption denen bir olay var benim gönlümde) ama en iyi çizgi roman uyarlaması olduğunu ve gerçek bir en iyi film listesinde ilk 50 içinde adının geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Ki bu bile müthiş bir başarıdır. Neyse fazla uzatmadan olayı toparlayalım efendim Batman'den ya da bu tür filmlerden hoşlanıyorsanız zaten gitmişsinizdir de yine de gitmeyenler mutlaka görsün derim ben. Ben iki kere gittim bile :)

Joker'in Bruce Wayne'in Harvey Dent adına verdiği partiye "Goooood evening ladies and gentlemen, we are tonight's entertainment " diyerek girdiği an olayın bittiği andır bence. O nasıl bir tonlamaydı öyle. Zaten o sözü de sinemanın kapısındaki her yere yazmışlardı o Joker tarzı abuk yazıyla. Güzel düşünce gerçekten.

Yine de Joker'in gözüktüğü her sahnede Heath' in artık olmadığı gerçeği insanın içini sızlatıyor.

Filmin eksik gördüğüm yönü Gotham'ın atmosferiydi. Şehri biraz daha karanlık bir yapıya büründürselerdi daha iyi olurdu kuşkusuz.Burton filmlerinden tek eksiği bu bence. Bir de dövüş sahneleri daha güzel olabilirmiş. Bunlar ışığında filme tamamen objektif baksam 9/10 verirdim; ancak gerek Batman'in çocukluğumdan beri en çok sevdiğim süper kahraman olması, gerek Christian Bale'in en sevdiğim aktör olmasından dolayı 10/10 dur benim notum. Gönül torpili yapıyorum yani.

Imdb' de de bu yüzden zevkle 10 puanı bastığımı belirtmezsem içimde kalır.

Pebble Beach&Carmel&Dönüş Yolu-Gün Batımı

San Francisco'dan Los Angeles a dönüşteki durağımızdı Pebble Beach ve hemen yanındaki Carmel kasabası. Aslında burayı fazla anlatmaya gerek yok bildiğin yeryüzündeki cennet işte. Aynı zamanda Amerika'nın en büyük golf merkezlerinden biri. Daha önce 3 US Open a ev sahipliği yapmış bu yer 2010 da 4. sünü yapmaya hazırlanıyor. Pek çok ünlünün yazlık evi var burada. Yazlık ev dediğim hepsi malikane tabii. Pebble çakıltaşı demek bu arada. Plaj hep taş dolu burada anlayacağınız. Yüzmek için Carmel in yumuşacık kumlu plajları daha uygun. Su buz gibi ama giren giriyor.Carmel'e de şirin bir zengin kasabası diyebiliriz. Adım başı bir Akdeniz mutfağı temalı restoran var. Her taraf spor araba dolu. Yaşamak için ideal bir yer. Bir de dönüş yolundaki gün batımı fotoğraflarını koydum. Allahtan bunlar telefonda değildi. 2. ve 6. fotolar arası internet fotoları olayı birde geniş açıdan görmek için.

31 Temmuz 2008 Perşembe

San Francisco fotoğraf vs.

Evet efendim olaya San Francisco dan girmeye karar verdim. Daha önce dediğim gibi telefonu kaybettiğim için pek çok fotoğraf gitmiş olsa da eldekilerde gayet iyi iş görüyor. 2.5 günlük geziyle San Francisco anlatılmaz tabii ama bir iki laf edelim. Bilindiği gibi SF Amerika da marjinal insanların yaşadığı bir yer olarak biliniyor. Her türlü sanatçıya veya el ele gezen bir gay çifte rastlayabilirsiniz sokaklarda. Evsiz sayısı burada çok fazla. Her yerde karşınıza para isteyen biri çıkıyor. Buna rağmen çok güzel bir şehir San Francisco. Hele o meşhur yokuşlarından tramvayla geçmek büyük zevk. Tam olarak emin olmasamda tahminen Los Angeles ve New York tan sonra en çok film çekilen ABD şehridir. Çok bilinen turistik yerlerinden başka her giden mutlaka Fisherman's Wharf' a ve köprüyü geçip Sausalito ile Tiburon kasabalarına gitmeli bence. Exploratorium ve "Ripley's Belive it or Not Museum" da görülebilecek değişik yerler. Bu arada oranın meşhur çikolatası Ghirardelli çikolatalarını da atlamayın derim ben. Tramvay demiştik ama kazığın önde gideni onlar da. Tek biniş için 5 dolar veriyorsunuz. Zaten sadece turistlere çalışıyor. Yerli halk pahalı olduğu için çok az kullanıyormuş. Yaz ayları çok soğuk oluyor. Temmuz un ortasında donduk diyebilirim. Eylül-Ekim dönemi dışında hep soğuk olurmuş zaten San Francisco. Bu arada Chinatown' ının çok büyük olduğunu, Chinatown dışında İtalyanların meskeni olan Little Italy diye bir bölge barındırdığını ve (tam emin olmamakla birlikte 2. veya 3. olabilir tam hatırlamıyorum) ABD nin en çok park barındıran şehirlerinden olduğunu da belirtelim. Golden State köprüsüydü Lombard Street ti hepsini gezme fırsatı bulduk. Alcatraz adasına ise ne yazık ki gidemedim. 28 Temmuz a kadar "Sold Out" gözüküyordu bütün geziler. Burayı otele çeviriyorlarmış. O yüzden yoğun herhalde bu kadar millet gidelim görelim otel olmadan diyor. Bu haliyle bir daha göremeyiz herhalde. Kısaca her türden insanı görebileceğiniz kozmopolitliğin dibine vurmuş değişik ama güzel bir lehşir San Francisco. Eminim benim daha görmediğim nice güzel yerleri vardır ama kısa sürede bu kadar görebildik.

29 Temmuz 2008 Salı

Dönüş

Evet efendim en sonunda döndük. Gidişte Lufthansa nın somonlu zımbırtısı sağolsun zehirlenip bütün yolculuğu uçağın tuvaletinde kusarak geçirdim. Kabus gibiydi. Allahtan daha sonraki günlerde bir problem olmadı.

Tabii Ronaldinho nun Milan'a transferinin spor gazetesinde yer bile almadığı bir ülkede futbolu takip etmek zor. Fırsat buldukça otel bilgisayarından baktık artık. Hele bir yerleşelim tatilde gezip gördüğüm ilginç yerleri yazacağım. Yazacağım da fotoğraf yok! 1 yıl içinde 2. defa telefonu kaybettim. Geçen sene de Las Vegas- San Diego seyahatının fotoğraflarının olduğu telefonu döndükten sonra bilgisayara atamadan kaybetmiştim.Bu sefer dönemeden gitti roller coaster dan uçtu büyük ihtimal. Yine de tek kamera bende değildi dolayısıyla fotoğraflar var elimde.İnternetten falan da destekleriz artık.

Bu arada Fenerbahçe-MTK maçı gelmiş çatmış. D Smart veriyor galiba. Allah kahretsin. Metallica da ortamı sarsmış. Terör saldırılarına diyecek ne laf bulabilirsin ki?

Amerikan fuboluna da iyice sardım bu arada. Eskiden sıkıcı bulurdum ama kuralları öğrenince insan zevk almaya başlıyor. Dark Knight ı da izleme fırsatı bulduk orada. Ayrı bir postta yazacağım onu. Hele bir yerleşelim.

Fotoğraf San Francisco da adını hatırlayamadığım bir parktan. Ayakkabı içine bitki dikmek hangi sapığın fikri acaba?

11 Temmuz 2008 Cuma

Pause

Evet efendim geçenlerde yazmıştık bir süre buralarda olamayacağız diye. Amerika'nın batı sahilleri bu defa durak. Dönüş Temmuz sonu olacak. O zamana kadar kalın sağlıcakla...

Jukebox- 2


1. Steve Miller Band - Serenade

2. Mama Cass - Make Your Own Kind of Music

3. Nirvana - Lake of Fire

10 Temmuz 2008 Perşembe

Elton Brand Sixers'ta

NBA 'de free agent olan oyuncuların transfer döneminin başlamasıyla ilk bomba patladı. Clippers'ta bir şey olmayacağını en sonunda idrak eden Elton Brand Philadelphia 76ers'la anlaştı. 5 yıl için 82 milyon $ lık bir kontrat yapmış. Çoğu kişi underrated bir oyuncu olduğunu düşünse de bence "overrated" bir oyuncudur. Elbetteki etkili biri ama o süperstar seviyesinin bir altında bence. Sixers geçen sezon Detroit karşısında sürpriz bir performans göstermişti. Geleceğe umutla bakıyorlar. Bu transferle seneye daha büyük işler başarabilirler. Yine de bu transferle -ileride takas olmazsa- şampiyonluk yaşama ihtimali kalmadı bence Brand'in.

Aurelio

"F.BAHÇE ile FIFA’lık olacağız.. Ama FIFA öncelikle futbolcu haklarını koruduğu için Aurelio oynayabilecek.. Betis de FIFA ile temas kurdu, yoksa 3+1 yıllık sözleşme imzalamazlardı.. Aurelio yarın yeni takımıyla idmanlara başlayacak.. Ben Aziz Bey’i çok uyardım.. 6 ay önce 1.1 milyon Euro olan ücretinin iyileştirilmesini istedim.. Yıldırım ise ‘Aurelio’yu bizden kimse alamaz kardeşim, sen işine bak’ dedi.. İşler bu noktaya geldi.. Aurelio’nun kızdığı bir nokta da F.Bahçe’ye gelen her yabancının 3 milyon Euro’nun üstünde ücret almasıydı.. Aurelio ise sezonun bütün maçlarında oynamasına karşın, onların 3’te 1’i kadar para almayı gururuna yediremedi..”

“AURELIO Türkiye’de mutluydu. Ancak başkan Aziz Yıldırım’ın despot tavırları sabrını taşırmıştı.. Yıldırım, sürekli soyunma odasına girip kötü geçen maçların ardından futbolcuları fırçalıyordu.. Hele bir olay var ki, Aurelio’nun aklından çıkmıyor.. 2-0 kaybedilen Bursa maçından sonra başkan yine soyunma odasına girip ’Böyle devam ederseniz sizi pırasa gibi doğrarım, ayağınızı denk alın’ şeklinde çok sert bir uyarı yapmış.. Aurelio, her fırça sırasında soyunma odasında başını öne eğmekten bıktı, usandı.. Bana sürekli dert yanıyordu.. Ama yine de profesyonelliğinin gereği olarak sesini çıkarmıyordu..”

Bayram Tutumlu

Özkan Sümer onu zamanında Brezilya'nın sokaklarından 1.000 euro ya tav ederek getirmişti. Ondan sonraki hikayeyi herkes biliyor. Geçen sezonun ortasından beri gitmeyi kafasına koymuştu zaten. Çocuklarının eğitimi için diyorlar. Shevchenko'yu hatırlattı bana o da giderken çocuklarım için türü laflar gevelemişti. Bence esas neden yukarda yazanlar ve Aurelio'nun İspanya'da oynamak gibi bir hayali olması. 31 yaşına geldi. Ya şimdi ya hiç olacaktı o da son şansını kullandı. Tabii Bayram Tutumlu'nun da Fenerbahçe Aurelio ilişkisini yokuşa sürdüğünü göz önüne almak gerek. Kaldık Maldonado, Deniz ve Selçuk ile. Deniz' e okey de diğer ikisiyle olmaz. Zico gibi lüzumsuzca ısrar edeceğini düşünmüyorum Aragones'in Maldonado konusunda. Selçuk dengesizin Allahı. Takıma bir ön libero şart oldu. Mevcut kadro seneye ortada göçecek gibi.

9 Temmuz 2008 Çarşamba

Daniel Güiza Fenerbahçe' de

Geçen sene alınsa burun kıvıracağımız adamdı Güiza. Bu sezon ne olduysa oldu. Tek bir penaltı dahi atmadan 27 golle gol kralı olan bu eleman Euro 2008 de de etkileyici bir performans gösterince fiyatı uçtu tabi. 17.4 milyon euro ödeyecek Fenerbahçe. Kendisine de yıllık 3 milyon. Kezman'ın hala bu takımda olması düşündürücü. Aragones bu transferi şart koşmuştur muhakkak. Forvetteki partneri kim olacak? Yoksa tek forvet mi oynayacak? Göreceğiz.

İlk defa bu denli önemli bir ligin gol kralı Türkiye'ye geliyor. Olaya bu açıdan bakarsanız transfer süper tabii. Ancak para fazla verilmiş. Bu kadar eder mi sezon içinde göreceğiz. Ben çok umutluyum ama.

27 golün içinde tek bir penaltı olmadığını belirtmek lazım.

8 Temmuz 2008 Salı

Is it Really Organic?

Creative Directors: Alain Montel, Fred Gallier
Art Director: Alain Montel
Copywriter: Fred Gallier
Photographer: Antoine Kralik
Published: June 2008

Stil

The Unreasonable Man's Notebook - 6

*Seneye ÖSS ye gireceğim için haliyle bütün tatilleri Temmuz ayına yıkmak zorunda kaldım. Bu yüzden zırt prtı ara veriyorum. Bir laptop alıp da bu aralara son vermek lazım. Henüz yeni sayılabilecek bir blogda böyle zırt pırt ara verilmesi iyi değil lakin.
*Bu sefer meskenimiz İstanbul'du. Bu kısa sürede Hasan Doğan'ın vefatı olsun, Aragones ve Güiza' nın Fenerbahçe'ye imzası + yılan hikayesine dönen Aurelio'nun durumu olsun, Kewell'ın Galatasaray'a gelmesi ve Beşiktaş' ta İbrahim' lerin terlik olayı olsun pek çok önemli vukuat oldu Türk futbolunda. *Haluk Ulusoy sonrası ilaç gibi gelmişti Hasan Doğan. İnsanlardaki futbol federasyonu antipatisi onun sayesinde yok olmaya başlamıştı ki kendisini kaybettik. Türk futbolu için büyük bir kayıp olduğu tartışılmaz bile. Ruhu şaad olsun.
*Bizim İstanbul'daki ev 4. Levent'te futbol federasyonunun yakınında. Tören günü o bölge resmen iptal oldu.
*Fenerbahçe en sonunda Aragones'e resmi imzayı da attırdı. Takım şu anda Avusturya'da kampta. Zico'nun yumuşak mizacına alışmış ekibe tokat etkisi yapmıştır tahminimce Aragones. Disiplini her türlü tercih eden biri olarak bu durum hoşuma gitti. Peki Fenerbahçe' de başarılı olur mu o konuda hala emin değilim ama.
*Güiza' da bugün itibariyle Fenerbahçe'li oldu. Kendisinden çoğu taraftar gibi çok yüksek beklentilerim var.
*Güiza gelince seneye alacağım formanın arakasına yazdırılacak isim belli oldu. Böyle bir transfer olmasaydı 10-Tsubasa yazdırmayı düşünüyordum. Gelecek sezona kaldı artık :).
*Fenerbahçe' den devam edelim. Takımın sisteminin en hayati parçalarından biridir Aurelio. Kendisini hiçbir zaman fazla sevememiş olsam da asla gitmesini istemem. Lakin gidecek gibi. İşimiz zor.
*Deivid çok kötü sakatlandı. 6 ay sahalara dönemeyecekmiş. Bunu bir ara yazmak lazım.
*Harry Kewell beklenmedik bir hareketle Galatasaray'a imza attı. Bu transfer doğal olarak Galatasaray'lı bünyelerde "lan Arda gidiyo mu yoksa" düşüncesi doğursa da seneye ikisinin beraber oynayacağı söylendi. Kewell'dan en iyi verim sol kanatta alınır. İnsan durup düşünüce müthiş transfer diyor ama bu adam son 2 sezonda toplam 16 maç oynamış kardeşim.
*Lincoln gidici gibi.
*Kewell'ın transferi Leeds United taraftarlarını ayaklandırmış. 2000 yılında İstanbul'da yaşanan olayı unutmayan taraftarlar Kewell'a lanet okuyor. Haklılar bence.
*Beşiktaş yine karıştı. İbrahim Üzülmez ve Toraman birbirlerine tekme tokat girince ikisi de kamptan atılmışlar. Beşiktaşlılar gücenmesin de bence bu sezon en fazla 3. olurlar. *Wimbledon'da efsane bir final oynandı. Büyük Ada'da olduğum için maçı izleyemedim. Allah kahretsin. Aslanım Federer 2-0 dan maçı son topa kadar çevirmeyi başardı ama 6. şampiyonluk hayaline izin vermedi Nadal. Hiç sevmiyorum ben bu Nadal'ı ama alkışlamak lazım tabii. Böylesine epik bir final kolay kolay gelmez. Biz Federer ciler Amerika açık'ın sert zemininde kralın dönüşünü bekliyoruz artık.
*Nadal - Federer iyiden iyiye ezeli rekabet oldu artık.
*O değil de Federer koyu bir Basel taraftarıymış. 4-4-2 da yazıyodu. * Geçen gün Made of Honor filmine gittim. İlk yarısı gayet eğlenceli ama 2. yarı tam bir klişeler bombardımanı. Aynı filmi farklı mekanda 20. defa izliyorsunuz sanki. Ancak güzel İskoçya manzaraları ve Michelle Monaghan için gidilir. Öylesine zaman geçirmek için ideal bir film. Romantik komedi dediğin başke neye yarar ki zaten. Smaç esprisi çok iyiydi bide.
* Bu hafta izlediğim diğer filmde Hancock' tı. Beklediğimden daha iyi bir filmle karşılaştım açıkçası. Will Smith in yaptığı hiçbir iş kötü olmuyor zaten.Bir Süpermen parodisi diyebiliriz.. Hancock tam bir anti kahraman.Oldukça eğlenceli biri. Chralize Theron ablamız yine nefis. 2. yarıda konuyu daha az ciddileştirseler daha iyi olabilirmiş. Hıncal Uluç bu film hakkında bir yazı yazmış, beğenmiş mi beğenmemiş mi anlamadım.
*Bu arada Hollywood'un son yıllardaki en çok kazanan aktörü Will Smith galiba. Her sene 2-3 film yapıyor hepsinden de 20 milyon dolar kazanıyor. Bu filmle de 20 'yi götürmüş abimiz. IMDB nin yalancısıyım.
*İnsan ilgisi olan bir konu hakkındaki kitabı nasıl da süpürüyor. Stefan Zweig'ın "Yıldızın Parladığı Anlar" adlı kitabını 2 aydır okuyorum ancak yarısına gelebildim. Gel gör ki geçen güm edindiğim Arnold Schwarzenegger imzalı Bir vücutçunun eğitimi kitabı 300 sayfaya yakın olmasına rağmen 24 saat içinde bitti. Vücut geliştirme ile uğraşan herkes zaten biliyordur da, bilmeyene tavsiye ederim.
*Florya'daki Polat Renaissance otel bünyesinde bulunan Champions pub-cafe nin dizaynı bir harika. Sporla özellikle basketbol, futbol ve amerikan futboluyla ilgilenenen herkes gidip görmeli bence.
*Sivas-Gribalj maçını da yarım gözle burada izledim. Vıdır vıdır konuşmaya gerek yok Sivas' ta bu iş biter.
*Cumartesi günü Amerika' ya gidiyorum. Hemen hemen 15 günlük bir ara olacak yine. Meskenimiz San Diego-Los Angeles-San Francisco üçlüsü. Batı Sahillerinde insanın aklına blog gelmez tabii.

Hadi Kalın Sağlıcakla...

Notebook

Uçuş Daima Serbest