





The reasonable man adapts himself to the world; the unreasonable one persists in trying to adapt the world to himself. Therefore, all progress depends on the unreasonable man.







NBA 'de free agent olan oyuncuların transfer döneminin başlamasıyla ilk bomba patladı. Clippers'ta bir şey olmayacağını en sonunda idrak eden Elton Brand Philadelphia 76ers'la anlaştı. 5 yıl için 82 milyon $ lık bir kontrat yapmış. Çoğu kişi underrated bir oyuncu olduğunu düşünse de bence "overrated" bir oyuncudur. Elbetteki etkili biri ama o süperstar seviyesinin bir altında bence. Sixers geçen sezon Detroit karşısında sürpriz bir performans göstermişti. Geleceğe umutla bakıyorlar. Bu transferle seneye daha büyük işler başarabilirler. Yine de bu transferle -ileride takas olmazsa- şampiyonluk yaşama ihtimali kalmadı bence Brand'in.
"F.BAHÇE ile FIFA’lık olacağız.. Ama FIFA öncelikle futbolcu haklarını koruduğu için Aurelio oynayabilecek.. Betis de FIFA ile temas kurdu, yoksa 3+1 yıllık sözleşme imzalamazlardı.. Aurelio yarın yeni takımıyla idmanlara başlayacak.. Ben Aziz Bey’i çok uyardım.. 6 ay önce 1.1 milyon Euro olan ücretinin iyileştirilmesini istedim.. Yıldırım ise ‘Aurelio’yu bizden kimse alamaz kardeşim, sen işine bak’ dedi.. İşler bu noktaya geldi.. Aurelio’nun kızdığı bir nokta da F.Bahçe’ye gelen her yabancının 3 milyon Euro’nun üstünde ücret almasıydı.. Aurelio ise sezonun bütün maçlarında oynamasına karşın, onların 3’te 1’i kadar para almayı gururuna yediremedi..”
Geçen sene alınsa burun kıvıracağımız adamdı Güiza. Bu sezon ne olduysa oldu. Tek bir penaltı dahi atmadan 27 golle gol kralı olan bu eleman Euro 2008 de de etkileyici bir performans gösterince fiyatı uçtu tabi. 17.4 milyon euro ödeyecek Fenerbahçe. Kendisine de yıllık 3 milyon. Kezman'ın hala bu takımda olması düşündürücü. Aragones bu transferi şart koşmuştur muhakkak. Forvetteki partneri kim olacak? Yoksa tek forvet mi oynayacak? Göreceğiz.
*Seneye ÖSS ye gireceğim için haliyle bütün tatilleri Temmuz ayına yıkmak zorunda kaldım. Bu yüzden zırt prtı ara veriyorum. Bir laptop alıp da bu aralara son vermek lazım. Henüz yeni sayılabilecek bir blogda böyle zırt pırt ara verilmesi iyi değil lakin.
*Haluk Ulusoy sonrası ilaç gibi gelmişti Hasan Doğan. İnsanlardaki futbol federasyonu antipatisi onun sayesinde yok olmaya başlamıştı ki kendisini kaybettik. Türk futbolu için büyük bir kayıp olduğu tartışılmaz bile. Ruhu şaad olsun.
*Wimbledon'da efsane bir final oynandı. Büyük Ada'da olduğum için maçı izleyemedim. Allah kahretsin. Aslanım Federer 2-0 dan maçı son topa kadar çevirmeyi başardı ama 6. şampiyonluk hayaline izin vermedi Nadal. Hiç sevmiyorum ben bu Nadal'ı ama alkışlamak lazım tabii. Böylesine epik bir final kolay kolay gelmez. Biz Federer ciler Amerika açık'ın sert zemininde kralın dönüşünü bekliyoruz artık.
* Geçen gün Made of Honor filmine gittim. İlk yarısı gayet eğlenceli ama 2. yarı tam bir klişeler bombardımanı. Aynı filmi farklı mekanda 20. defa izliyorsunuz sanki. Ancak güzel İskoçya manzaraları ve Michelle Monaghan için gidilir. Öylesine zaman geçirmek için ideal bir film. Romantik komedi dediğin başke neye yarar ki zaten. Smaç esprisi çok iyiydi bide.
* Bu hafta izlediğim diğer filmde Hancock' tı. Beklediğimden daha iyi bir filmle karşılaştım açıkçası. Will Smith in yaptığı hiçbir iş kötü olmuyor zaten.Bir Süpermen parodisi diyebiliriz.. Hancock tam bir anti kahraman.Oldukça eğlenceli biri. Chralize Theron ablamız yine nefis. 2. yarıda konuyu daha az ciddileştirseler daha iyi olabilirmiş. Hıncal Uluç bu film hakkında bir yazı yazmış, beğenmiş mi beğenmemiş mi anlamadım.
*İnsan ilgisi olan bir konu hakkındaki kitabı nasıl da süpürüyor. Stefan Zweig'ın "Yıldızın Parladığı Anlar" adlı kitabını 2 aydır okuyorum ancak yarısına gelebildim. Gel gör ki geçen güm edindiğim Arnold Schwarzenegger imzalı Bir vücutçunun eğitimi kitabı 300 sayfaya yakın olmasına rağmen 24 saat içinde bitti. Vücut geliştirme ile uğraşan herkes zaten biliyordur da, bilmeyene tavsiye ederim.
*Florya'daki Polat Renaissance otel bünyesinde bulunan Champions pub-cafe nin dizaynı bir harika. Sporla özellikle basketbol, futbol ve amerikan futboluyla ilgilenenen herkes gidip görmeli bence.
Katrina kasırgası Hornets'ı organizasyonunu Oklahoma'ya taşıdığında Oklahoma bir NBA takımına gayet güzel ev sahipliği yapabileceğini herkese göstermişti. Şehir halkı kısa süren o macerada Hornets'ı hiç yalnız bırakmamıştı. Hornets evine geri döndükten sonra da bu şehrin bir takımı hak ettiği konuşulmaya devam etti. Bir süredir Seattle'dan taşınmak için yer arayan Sonics organizasyonu ise 1 senedir devam eden çalışmaların sonucunda Oklahoma'ya taşınmaya kara verdi. Resmi açıklama dün yapıldı. Seattle halkına da teşekkür etmeyi ihmal etmediler tabii. İşin ekonomik boyutu biraz karışık ama. İptal edilen pek çok kontrat olduğu için herkes birbirine milyon dolarları dökecek. Kolay değil tabii şehir değiştirmek.
Her zaman Uğur Boral' a benzettiğim bir oyuncudur Semih Erden. Tip olarak değil tabii. İkisi de yetenekli olmalarına rağmen saha içinde yaptıkları hıyarlıklar saymakla bitmez. Takımı rezil de ederler vezir de; ancak Boston'da takımı rezil ya da vezir edecek durumu olmayacaktır. Rotasyonda fazla etkili bir rol üstleneceğini zannetmiyorum. Chris Mihm bu sene Lakers' ta ne kadar oynadıysa o kadar oynayacaktır muhtemelen ilk sezonunda. Kolay değil tabii NBA şampiyonuna gidiyor. Peki kariyerinin ilerleyen yıllarında önemli bir oyuncu olabilir mi? Neden olmasın.
İtalya'nın "fiyasko" performansı Donadoni'ye kapıyı göstermişti. Çareyi 2006 da takımı Dünya şampiyonu yapan Lippi'ye dönmekte buldu İtalyanlar. İlk defa basının karşısına çıktı Lippi. İspanya'yı taklit etmeyeceğim dedi baba ilk basın toplantısında. Totti ve Nesta konusunda ise ısrarcı davranmayacağını ve kararlarına saygı duyduğunu söyledi; ama kapımız onlara her zaman açık demeyi de ihmal etmedi. "Son 2 sene milli takım için bir kayıp mıydı? Kesinlikle hayır, Donadoni pek çok yeni oyuncuyu milli takıma kazandırdı" diyerek de Donadoni' ye sahip çıktı. O ve ekibi 2010' da İtalyan futbolunu yeniden ayağa kaldırmaya çalışacaklar.
Akıllı adam Dani Alves. Basın toplantısına Katalanca konuşarak başlamış. Taraftarların kalbini ilk andan çaldı yani anlayacağınız. Barcelona 29 milyon Euro ödeyecek bu transfer için. Sezon içi ekstralarla 35 milyon'u buluyor. 2006-2007 sezonunda yapmıştı esas patlamasını. Büyük bir kupa kazanılmadığı takdirde sezon sonu ayrılacağı kesindi. Sevilla kupasız geçen sezonda Şampiyonlar Ligi vizesi de alamayınca yol gözükmüş oldu. Madrid'e gitmek mantıksızlık olurdu. Ramos'un olduğu yerde forma asla garanti değil. Dolayısıyla Barça'yı seçti. Messi-Alves ikilisi rakiplerin sol kanadını koridora çevirecek gibi. Bu transferin Deco'nun Chelsea' ye gidişi ile hiçbir alakası yoktur diye de sıkıştırmış yöneticiler arada. Ne alakası olacaksa.